GİTME İSTEMEM


Mayıs 13, 2009 · Kategori: YuregimeDokunanlar


 

 

Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.


İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.


Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.
 
 
İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.


Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.


Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.


Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.


O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem


Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.


Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.


Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanımsın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.


MEVLANA

Yorum (0) Yorum yaz!

SON GÜNLERDE ALDIĞIM EN GÜZEL MESAJ...


Ocak 26, 2009 · Kategori: YuregimeDokunanlar


Hayrola Ali ?

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. 


Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?


Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
-  Ahmet arkadaşımız var ya…
-  Evet, ne olmuş Ahmet'e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
-  Eee?
-  Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? 

 

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu


Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.


 

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.
 

Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı…
- Niçin?
-
İnsanlara daha çok yardım etmek için…
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
— Neden olmaz?
— Üç sebepten dolayı olmaz
.
 

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.
 

İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.
 

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.


Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.


 

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
 

Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı.
  

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.

Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.
  

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.
  

Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak' diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti

 

 

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın.  

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!

Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetli idi.


Yorum (yok) Yorum yaz!

ATATÜRK VE CUMHURİYET


Ekim 29, 2008 · Kategori: YuregimeDokunanlar

Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.



Atatürk’ün önderliğinde; Samsun’dan başlayıp, İzmir´de noktalanan ve Lozan’da biçimlenen, çöküşten kurtuluşa uzanan yol çetindir, yer yer umutsuzdur, engellerle ve yokluklarla doludur, ama umutludur, hedefi ve sınırları akıl ve mantıkla belirlenmiştir.

İkinci dünya savaşında Arap çöllerinde yiten gençlerden geriye kalanların; çaresizlikten, umutsuzluktan ve teslimiyetçilikten kurtarılıp, emperyalizmin istilası karşısında direnişe yönlendirilmesi hiç de kolay olmaz. Anadolu’da yedi düvelin çullanışına karşı, tüm dünyaya parmak ısırtacak bir direniş ve yeniden diriliş yaşanır. Bunda, başta Mustafa Kemal olmak üzere arkadaşlarının; bezgin ve yılgın Anadolu insanını ayağa kaldırmak için harcadıkları çaba ve inandırıcılık unutulmamalıdır. Sonunda, eskimişliklerin üstüne yepyeni bir sayfa açılır. Adı “Cumhuriyet”tir.

İşte bu nedenle “Türkiye Cumhuriyeti” kavramı üzerinde önemle durulması ve içeriğinin çok iyi kavranılması gerekir. Atatürk’ün cumhuriyete giden yolu detaylarıyla anlattığı “Söylev”inin özümsenerek okunması gerekir. Çünkü Türk Cumhuriyeti, insanlık tarihinde akıl ve bilim devrimi olarak nitelendirilen çağdaşlaşmaya dayanır, demokratik yaşamın “olmazsa olmaz” koşullarıyla oluşur. Sonunda Türk devrimi köklü bir bilim ve hukuk devrimi üzerinde oturtulur. Bu 1923’den sonra 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında da aynen yer alır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün daha 1923’de “Cumhuriyet”i tanımlarken vurguladığı: “..Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet biçimi demektir. Demokrasi ilkesinin en modern, en mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir!.. Cumhuriyet, yüksek ahlak değerlerine ve niteliklerine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Ulusal istenç, kararlılık ve bilincin seçkin eseri olan değerli Türkiye Cumhuriyeti, her anlamda büyük Türk ulusunun öz ve değerli malıdır. Değerli çocuklarının elinde sürekli yükselecek ve sonsuza kadar yaşayacaktır..” sözleriyle; 10. yıl Söylevinde yer alan “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyet” tanımıyla; 6 Şubat 1933 Bursa konuşmasında altını çizdiği, “..Cumhuriyet; düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular ister” uyarısıyla; her türlü, uyuşukluklara, aymazlıklara, oyunlara karşı uyanık olunmasını öğütler.

Cumhuriyet sonrası kurulacak ilişkilerin çizgisini daha 1927 yılında çizer: "Bizim, açık ve uygulamaya olanaklı gördüğümüz siyasal görüş, milli siyasettir. Milli siyaset dediğim zaman, amaçladığım anlam ve içerik şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak... Uygar dünyadan, uygarca insanlık davranışını ve karşılıklı dostluğu beklemektir.”(1) Daha sonraki yıllarda her fırsatta dile getirilen “Yurtta Barış, Dünyada Barış” özdeyişi bu görüşün noktalanmasıdır.


Şimdi, 85 yıl sonra neredeyiz? Atatürk ve silah arkadaşları tarafından kurulan
“Cumhuriyet”
ne durumda? O’nun “Uygar dünyadan” beklediğini söylediği, “uygarca insanlık davranışı ve karşılıklı dostluğu” alabildik mi?

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” andına ne kadar uyabildik.? Senin bizim için koyduğun ilkeleri ne kadar koruyabildik?

İş ve çalışma yaşamımız; “Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak...” kuralına ne kadar uyuyor? Ne diyordu; “Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları; yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz!” Ne oldu gençler yoruldunuz mu?

Sen gittin, her şey çok değişti Atatürk! Sen gittin hızımız kesildi. Sen gittin adın ve Gençliğe seslenişin kitaplardan çıkarıldı. Hele son 25 yıldır, dudaklarımız kilitlendi. Ulusal sınırlarımız içinde birbirimize düştük. Umursamadık, tarikatlar güçlendi. Ulusallık da neymiş dedik, bağımsızlığımızı tartışır olduk.

Biz sana layık olamadık sevgili Atatürk! Cumhuriyetin; “düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular”ı olamadık..

Senden özür diliyorum.
Seni, ilkelerini ve kurduğun cumhuriyeti
yeterince koruyamadığım için,
özür diliyorum.
SEN
Mustafa Kemal (2)
Sen Mustafa Kemal’sin!
Alın terim, göz nurum!
Sen ölümsüz en yüce Türk!
Sevincim, kıvancım, onurum…
Sen yeni Türkiye’nin ilk mimarı
İlk harcı karan
Çatıyı ilk atansın
Sen ilk öğretmen
Baş kumandan
Ulu Önder
Şavkı yarınlara vuransın.
Çarpan yürek, akan kansın
Sana nasıl sesleneyim?
Sen baştan başa Vatansın…


(1) (Söylev, C: 2, Sa. 430 ve Dev.)
(2) Türk Kültürünü ve Tarihini Yaşatma Derneği yayınından alınmıştır. Yazarı belli değil.

 

NOT BU SİTEDEN ALINTIDIR =http://www.anafilya.org/go.php?go=7d5b35005095f

Yorum (yok) Yorum yaz!

SENİ sevdim


Temmuz 1, 2008 · Kategori: YuregimeDokunanlar

Ben seni karanın yeşil çalmasında sevdim
Umutlarının atamalarında
Dokundum geleceğin
Hayal perdesine
Sıfat vermeden
Gün oldu sevdim dedim
Yarın oldu sevildim dedim
Sen beni severken
Ben seni sevdim

Ben bakışlarındaki doygunluğu sevdim
Senin pişmanlığın olmadan
Sınırların köprüsünde
Ben seni canım bakışlarında sevdim

Yakarışlarım beddua olmadan
Ölümü anmadan
Geçmişin naftalin kokusunda
Geleceğin beyaz sayfalarında
Her geçen güne danışmadan
Seni sevmeyi sevmedim .
Seni sevdim...


Berna ÇANKAYA

Yorum (1) Yorum yaz!

AŞKIN MAPUSHANE ( HALUK LEVENT )


Hazirane 20, 2008 · Kategori: YuregimeDokunanlar

Keşke seni tanımamış
Keşke sevmemiş olsaydım
Zincire vurulmuş gibi
Sana bağlı kalmasaydım

Aşkın Mapushane
İçinde ben mahkumum
Saçların parmaklık
Gözlerin gardiyan olmuş

İçinde ben ziyan oldum…

Alın yazımda varmışsın
Kalbimi benden çalmışsın
Sensizliğe bir duman gibi
Sigaranda beni yakmışsın

Aşkın Mapushane
İçinde ben mahkumum
Saçların parmaklık
Gözlerin gardiyan olmuş

İçinde ben ziyan oldum…

Aşkın Mapushane
İçinde ben mahkumum
Saçların parmaklık
Gözlerin gardiyan olmuş

İçinde ben ziyan oldum…
İçinde ben ziyan oldum…

HALUK LEVENT

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::
ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more