Bir düş-tük kırıldık.


Kasım 20, 2008 · Kategori: siirler


Bakma bana öyle,
Sessizde durma,
Özlemiyorum artık seni!
Bir şeyler söyle,
Akıllara zarar suskun cümlelerinle boğma beni.
Dudak altında biriktirdiğin sözleri çıkar,
Sevmediğini haykır yüzüme,
Yokluğuna dayanırım elbet,
Yeter ki çık yüreğimin kafesinden,
Çıkar intiharları düşüncelerimden.
Damlalarım yoruldu akmaktan,
Bir düş-tük kırıldık anla işte.


Gülerken ağlamak nasıl?
Veya ağlarken delirmek,
Benimkisi de böyle bir şey işte.
Hissetmiştim gideceğini,
Ayrılık kokuyordu nefesin,
Gözlerin emanet bakıyordu,
Hiçbir gidiş acısız değildir,
Giderken yaşanmış acıları bana bırak,
Yoksa bunun adı gitmek olmaz.
Şarkımızın sözlerini al melodisi bende kalsın,
Dilimde gözlerinin nakaratı olur elbet,
Sana git diyişim 'şakacıktandı'.. istemeden kırmak gibi bir şey,
Ama yinede sen git.
Yeni yeni toparlamaya başladım kendimi,
Biraz gülerim, ardından ağlarım,
Bakma bana öyle,
Sessizde durma,
Böyle biriyim işte,
Evet özlemiyorum seni,
Alışırım yokluğuna da,
Yalnızlıktan da korkmam,
Yeter ki çık yüreğimden ve çıkar intiharları düşüncelerimden.
 

İsmet Baygın

Resim

"Giderken yanina aldigin sessiz cümlelerini hangi biçakla biledin ?(!)
Hangi kör biçakla biledin dilini de tek bi söz edemedin?
Kilitler mi vurdun yoksa diline ?
Ne diye sessizce gittin ?
Sen beni giderken öldürmedin
Geberttin !'

Yorum (yok) Yorum yaz!

ÇİÇEKSİZ MANOLYALAR


Kasım 4, 2008 · Kategori: siirler

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

 *Bir tutam sevginin bedeli nedir,
El dokunur yakar zulüm tenedir
Sinem örselendi bunca senedir
Ferhat sustu dağlar andı Manolya

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai
Sizi bir gurup vakti keşfettim.
Her akşam gün batımında oralardan geçerken, serin bir meltemin ıslığıyla yarışırken siz tanıktınız sevinçlerime, hüzünlerime. Mevsim salkım salkım baharı kuşanmış, yaza uzanıyorken, beyazlardan daha beyaz çiçeklerinizle cezbettiniz bir anda dünyamı ve hülyalarımı. Sıra sıra dizilmiş bir gerdanlık gibiydiniz parkın bir ucunda. Omuz omuza vermiş sıra dağlar gibiydiniz… Karşınızda Körfez işmar edip dururken, çapkın martılar çığlık çığlığa uçarken tepenizde, süzülüp kendizden geçer gibiydiniz. Geniş ve kalın yapraklarınız yeşilin en yeşilini kuşanırdı yaza –kışa aldırmadan.
Ve her akşam vakti, gün zamanın avucundan kaçarken ben geçerdim yanıbaşınızdan.
Ben akardım yollarınıza…
Fısıltılı güzelliğinize bakar bakar yoluma giderdim.
Kendimden geçerdim yanından geçerken. Siz çiçeğe dururken, mevsim bahara…
Duygular öze meyillidir.
www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Sızılı bir histir aşkın bedeli
Yusuf'u kul etti Mecnunu deli,
Kerem küle dönüp gitti gideli
Utancından sular yandı Manolya
www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Mevsim tükeniyor. Zaman çabuk geçiyor.
Siz çabuk geçiyorsunuz, ben çabuk geçiyorum. Oysa çiçeğe durma vakitleri ağır olmalı, zaman ağırdan almalı sanırdım önceleri. Deniz ağırdan çekilmeli, rüzgar ağır esmeli. Sevgiler ağır başlayıp, ağır bitmeli… Oysa sizin geçişinizi görmedim, ah göremedim bu mevsim. Beyaz çiçekleriniz mis kokan rayihasını ağırdan yayamadan, hohlayamadan gülzarın üzerine büzüldünüz, süzüldünüz ve çekildiniz yeşilin en yeşiline.
Güzelliklere düşman kirli eller uzandı üzerinize. İsraf oldu mevsimin bereketli eli. Hodbinliğe teyellendi duygular. Güzelliğin manşetine yağma! yazıldı.
Siz utandınız, siz üzüldünüz, ezildiniz ve çekildiniz ufuksuz gözlerin irininden.
Manolyalar açmadan, manolyalar kokularını saçmadan diye iniliyor yüreğim şimdi…
Mevsim geçer oldu,
Artık…
Zaman güze meyillidir…
www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Aşk dediğin bin cefayla dolmak mı ?
Aşk dediğin sevip mutsuz olmak mı?
Yaprağına hüzün serip solmak mı ?
Çağlamaktan sel usandı Manolya

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai
Bu gurup zamanı yine ben geçiyordum.
Sizin geçtiğinizi bilemeden ben geçiyordum. Kendimden geçer gibi sizin sokağa saptım. Manolya sokağına. Sırt sırta duruşunuz ne kadar anlamlı, ne kadar güzeldi. Sanıyordum ki beyazdan yeşeliniz görünmez olmuştur. Zannımca kocaman beyaz çiçekleriniz kokuya boğmuş olmalıydı Seka Parkı…Belki… Önünüze konan bankların birine oturacak, sizinle bir masal ülkesine doğru yola çıkacaktık uçarı, korkusuz. Bir demet sırlı türküyü bırakacaktım omuzlarınıza. Okşayacaktım saçlarınızı bir anne gibi. Beyaz çiçeklerinizi bir daha bir daha sevecektim usanmayası. Bir nar-ı beyza gibi yüreğime yol bulan bir bilmeceyi çözecektim dizlerinizde. Bir masal ülkesinin terkisine binecek ve gidecektik çok uzaklara. Dönmeyesi...
Baharları bitmeyen müphem diyarlara seyr ü sefer eyleyecektik.
Ama bilemedik ki…
Bahar yaza meyillidir…
www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Gün içinde güne keser gözlerin
Güz dönümü bahar eser sözlerin,
Bir gönül ki bir sevda ki bir derin
Söylemeye dil utandı Manolya

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Bu akşam hüzünden gemiler geçti yüreğimden. Limanı olmayan denizlerin ortasında kalmış yalnız gemiler… Her birinde deli efsin sevdaların, yitik düşlerin hikayesi olan kaptansız, tayfasız gemiler… Durmadan su alan, batacak olan gemiler geçti yüreğimin rıhtımından. Kalakaldım bir başıma. Unutulmuş bir yolcuydum, limanlarda kalakalan bir başına. Duygularım bir elem çıkınıydı bu akşam. Ne zaman yola çıktım, ne zaman size geldim hatırlamıyorum. Aklımda sadece çiçekleriniz ve hayaliniz vardı. Beni dirilten, büyüten, sevinçlere boğan kokularınızı koklayacak bir daha bir daha koklayacaktım. Sonra gölgenizde sofyan bir şarkının dizeleri bir meltem gibi bulacaktı beni belki de… Ağlayacaktım. Kalakalacaktım bir başıma. Yürüyücek, yürüyecek uzaklara savuracaktım bedenimi.
Bir manolya hüznüne düşmeden önce, manolyalar bir tek benim sanacaktım…
Bir de…
Sofyan bir şarkı düşmeliydi dilime... Sazı sizden sözü benden olan… Zira…
Şarkılar saza meyillidir.

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Çiçeklerin en nazlısı Manolya,
Sevgilerin en gizlisi Manolya ,
Ben seni el sürmeden gözümle de severim
Sen üzülme, sakın solma ,mahzun olma Manolya...

www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

İşte bu akşam…
Bütün manolyalar yüreğimden firari. Dal budak, çiçek ne varsa yolunmuş, çalınmış, alınmış, yağmalanmış. Bir güzellik her nerede boy verse oracıkta yağmalanan bu ülkede, bu eşsiz ülkede manolyalar çiçek açamıyormuş, açtırmıyorlarmış! ne gam. Kimin umurunda be çiçeğim… Sen açmadan soluyormuşsun, sabahsız eller seni henüz gözlerini açmadan dal budak kırıp döküyorlarmış kime ne… Sen bir çiçeksin…Nazlısın. Çaresiz… Bir manolya ağacından bir tek çiçek açsaydı şöyle sere serpile… Dal budak, süt beyazı, kardelen gibi, limon çiçeği gibi… Kokularını sürünseydi meltem, manolyalardan bir demet giyinip esseydi körfeze bu akşam başka olurdu. Gece başka olurdu. Hislerimiz başka…
Zaman başka olurdu.
Manolyalar başka olurdu, kokular başka olurdu…
Yazlar başka, sazlar başka, nazlar başka olurdu.
Ruhumuz erbabı niyaz kuşanır, sözler başka olurdu. Ki…
Sözler niyaza meyillidir…
Manolyalar naza…

* Mustafa Uğur


www_tvn_hu_2cb965c7228bc31e9de5398b.gif picture by yagmur_mai

Yorum (yok) Yorum yaz!

ATATÜRK VE CUMHURİYET


Ekim 29, 2008 · Kategori: YuregimeDokunanlar

Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.



Atatürk’ün önderliğinde; Samsun’dan başlayıp, İzmir´de noktalanan ve Lozan’da biçimlenen, çöküşten kurtuluşa uzanan yol çetindir, yer yer umutsuzdur, engellerle ve yokluklarla doludur, ama umutludur, hedefi ve sınırları akıl ve mantıkla belirlenmiştir.

İkinci dünya savaşında Arap çöllerinde yiten gençlerden geriye kalanların; çaresizlikten, umutsuzluktan ve teslimiyetçilikten kurtarılıp, emperyalizmin istilası karşısında direnişe yönlendirilmesi hiç de kolay olmaz. Anadolu’da yedi düvelin çullanışına karşı, tüm dünyaya parmak ısırtacak bir direniş ve yeniden diriliş yaşanır. Bunda, başta Mustafa Kemal olmak üzere arkadaşlarının; bezgin ve yılgın Anadolu insanını ayağa kaldırmak için harcadıkları çaba ve inandırıcılık unutulmamalıdır. Sonunda, eskimişliklerin üstüne yepyeni bir sayfa açılır. Adı “Cumhuriyet”tir.

İşte bu nedenle “Türkiye Cumhuriyeti” kavramı üzerinde önemle durulması ve içeriğinin çok iyi kavranılması gerekir. Atatürk’ün cumhuriyete giden yolu detaylarıyla anlattığı “Söylev”inin özümsenerek okunması gerekir. Çünkü Türk Cumhuriyeti, insanlık tarihinde akıl ve bilim devrimi olarak nitelendirilen çağdaşlaşmaya dayanır, demokratik yaşamın “olmazsa olmaz” koşullarıyla oluşur. Sonunda Türk devrimi köklü bir bilim ve hukuk devrimi üzerinde oturtulur. Bu 1923’den sonra 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında da aynen yer alır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün daha 1923’de “Cumhuriyet”i tanımlarken vurguladığı: “..Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet biçimi demektir. Demokrasi ilkesinin en modern, en mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir!.. Cumhuriyet, yüksek ahlak değerlerine ve niteliklerine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Ulusal istenç, kararlılık ve bilincin seçkin eseri olan değerli Türkiye Cumhuriyeti, her anlamda büyük Türk ulusunun öz ve değerli malıdır. Değerli çocuklarının elinde sürekli yükselecek ve sonsuza kadar yaşayacaktır..” sözleriyle; 10. yıl Söylevinde yer alan “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyet” tanımıyla; 6 Şubat 1933 Bursa konuşmasında altını çizdiği, “..Cumhuriyet; düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular ister” uyarısıyla; her türlü, uyuşukluklara, aymazlıklara, oyunlara karşı uyanık olunmasını öğütler.

Cumhuriyet sonrası kurulacak ilişkilerin çizgisini daha 1927 yılında çizer: "Bizim, açık ve uygulamaya olanaklı gördüğümüz siyasal görüş, milli siyasettir. Milli siyaset dediğim zaman, amaçladığım anlam ve içerik şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak... Uygar dünyadan, uygarca insanlık davranışını ve karşılıklı dostluğu beklemektir.”(1) Daha sonraki yıllarda her fırsatta dile getirilen “Yurtta Barış, Dünyada Barış” özdeyişi bu görüşün noktalanmasıdır.


Şimdi, 85 yıl sonra neredeyiz? Atatürk ve silah arkadaşları tarafından kurulan
“Cumhuriyet”
ne durumda? O’nun “Uygar dünyadan” beklediğini söylediği, “uygarca insanlık davranışı ve karşılıklı dostluğu” alabildik mi?

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” andına ne kadar uyabildik.? Senin bizim için koyduğun ilkeleri ne kadar koruyabildik?

İş ve çalışma yaşamımız; “Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce, kendi gücümüze dayanarak, varlığımızı korumak, ulusun ve vatanın gerçek mutluluğuna ve kalkınmasına çalışmak...” kuralına ne kadar uyuyor? Ne diyordu; “Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları; yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz!” Ne oldu gençler yoruldunuz mu?

Sen gittin, her şey çok değişti Atatürk! Sen gittin hızımız kesildi. Sen gittin adın ve Gençliğe seslenişin kitaplardan çıkarıldı. Hele son 25 yıldır, dudaklarımız kilitlendi. Ulusal sınırlarımız içinde birbirimize düştük. Umursamadık, tarikatlar güçlendi. Ulusallık da neymiş dedik, bağımsızlığımızı tartışır olduk.

Biz sana layık olamadık sevgili Atatürk! Cumhuriyetin; “düşünce, bilim, teknik ve beden yönünden güçlü, yüksek karakterli koruyucular”ı olamadık..

Senden özür diliyorum.
Seni, ilkelerini ve kurduğun cumhuriyeti
yeterince koruyamadığım için,
özür diliyorum.
SEN
Mustafa Kemal (2)
Sen Mustafa Kemal’sin!
Alın terim, göz nurum!
Sen ölümsüz en yüce Türk!
Sevincim, kıvancım, onurum…
Sen yeni Türkiye’nin ilk mimarı
İlk harcı karan
Çatıyı ilk atansın
Sen ilk öğretmen
Baş kumandan
Ulu Önder
Şavkı yarınlara vuransın.
Çarpan yürek, akan kansın
Sana nasıl sesleneyim?
Sen baştan başa Vatansın…


(1) (Söylev, C: 2, Sa. 430 ve Dev.)
(2) Türk Kültürünü ve Tarihini Yaşatma Derneği yayınından alınmıştır. Yazarı belli değil.

 

NOT BU SİTEDEN ALINTIDIR =http://www.anafilya.org/go.php?go=7d5b35005095f

Yorum (yok) Yorum yaz!

SEVMEK


Ekim 21, 2008 · Kategori: siirler

Kişi sevdiğiyle olmak ister!.

Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için,
çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız..

“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.


Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve
üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın…

Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.

Kimi, beğendiğini cebine sokar;
kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister;
kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre,
beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…

Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.

Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak,
yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin!
Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana,
onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!…
Yakınlık bile uzak gelir sana!…

Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..

Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir,
onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez,
kulağın ondan başkasını duymaz,
elin ondan başkasına uzanmaz olur!.

Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an
üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!…
Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana;
ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.

Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni;
ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde
sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!

Beğenen sahip olmak ister…

Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.

Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!.
Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra,
o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!.

Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz…
Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın
güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!.

Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde…
Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar…
Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini;
uzaktan acıyarak seyretmeye başlar…
Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!.
Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!..
Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..

Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse,
bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu
gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında
bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın,
layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..

Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!.
Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için,
mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış;
sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş;
yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…

Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı…
Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…

Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!.
Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan…
O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

Seven, karşılıksız sever!…

Beğenen karşılığını ister!.

Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!..
Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!..
Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır;
maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar…
Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.

Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.

Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!..
Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip,her şarta katlanmayı!
Ve “delillik bu” derler…

Beğenme bir tür “hobi”dir!…
Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!..

Sevgi bir ömür boyudur!…
Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.

 

Ahmed Hulûsi

Yorum (yok) Yorum yaz!

Adını Siz Koyun.


Eylül 19, 2008 · Kategori: siirler

seni karşılıksız sevdim yurdum gibi.
hiç yalvarmadım sevdama, dağlar gibi.
ben seni sensiz sevdim, şiirler gibi.
sensiz türküler dinlerim, yetim kuşlar gibi.
kuş olup uçmak istedim, seni sensiz severken
sevdalara konmak istedim
habersizce,
seni sevdiğimden haberin bile yok,
suçluyum, seni sen bilmeden sevdim.
hiç haberin olmadı sevgimden
senin için şiirler yazdığımdan da haberin yok
dedimya, seni karşılıksız sevdim, yurdum gibi.
bir gün,
sana yazdığım bu şiirleri okursan eğer,
işte ozaman ben olmayacam,
zaten senin için yazıldığını bilmeyecen hiç,
hiçbir zaman bilemiyecen, seni nekadar çok sevdiğimi,
suçluyum, seni sen bilmeden sevdim.
karşılıksız sevdim.
ben seni hiçbir beklentim olmadan sevdim, HALKIM gibi.
karşılıksız sevdiğim, memleketim gibi
yurdum gibi, halkım gibi.
nekadar çok sevildiğini bilemiyecen hiç,
ve sen belki başkasını seveceksin
oda seni sevecek.
ama yinede nekadar sevildiğinden haberin olmayacak.
suçluyum, senden birşey beklemeden sevdim.
suçluyum, sana sevgimi diyemedim hiç,
yaralı bir ceylan gibi.
sensiz hiç ağlamadım, sen olsan belki ağlardım
işte ozaman sensizliğe dayanamazdım,
seni ne kadar çok sevdiğimi bilseydin
işte ozaman sevgisiz, sevdasız kalırdım.
seni sevdiğimi bilseydin eğer,
belki bukadar çok sevmiyecektim seni,
kısacası,
sevgilerin en güzeli, en acısı, en yüreklisi
bu sessiz şiir gibi olsa gerek,
ben seni izinsiz ve karşılıksız sevdim
yetim kalmış kuşlar gibi...

Ahmet Naci Çoğaltay

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »
ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more